Belediyelerde kurumsallaşan yolsuzluk
Bir zamanlar “halkın evi” diye tanımlanan belediyeler, bugün birer rant ofisine dönüşmüş durumda.
İhaleler hep aynı firmalara gidiyor, kamu arazileri “yatırım” bahanesiyle yandaşlara devrediliyor.
Bir temizlik ihalesi 10 katına şişiriliyor, bir park alanı lüks rezidansa dönüştürülüyor.
Yoksul mahallelerde çocuklar tozlu sokaklarda oynarken, şehir merkezlerinde göğe uzanan beton kuleler yükseliyor.
Belediye bütçesinden halkın payına düşen sadece kırıntılar.
Ama buna rağmen her şey “yasal.” Çünkü akıl bu düzeni ustaca kurmuş.
Peki ya vicdan?
Vicdan, çoktan susturulmuş.
Bu çarkı sorgulayan birkaç gazeteci ya da yurttaş ise, bir anda “iftira” ya da “itibar zedeleme” suçlamasıyla mahkeme salonlarında sürünüyor.
Yani yolsuzluk yapan değil, yolsuzluğu yazan cezalandırılıyor.
“Akıl, çıkarın hizmetine girdiğinde; vicdan, suçun sessiz ortağı haline gelir.”
Adalet değil, adaletsizlik üreten mahkemeler
Hukukun var olduğu ama adaletin bulunmadığı bir ülkede yaşıyoruz.
Bir belediye başkanının milyonluk usulsüzlük dosyası “delil yetersizliği” gerekçesiyle kapanırken, aynı dosyayı kamuoyuna duyuran gazeteci ceza alıyor.
Bir yurttaş, hakkını aradığı için gözaltına alınıyor; milyon dolarlık rüşvet dosyası ise “kişisel veri” sayılıyor.
Bir çevreci, ormanı savunduğu için süründürülüyor; ama o ormanı kesen şirket sahipleri ödül alıyor.
Mahkeme salonlarında adaletin sembolü terazi hâlâ duvarda asılı duruyor ama kefeler hep aynı yana eğiliyor:
Güçlünün tarafına.
“Yasalar kanun kitaplarında, adalet ise yargıcın vicdanında yazar.”
Bugün o vicdan kitabı tozlanmış durumda.
Çünkü sistem, adaleti değil itaati ödüllendiriyor.
Ve adaletin olmadığı yerde en zeki akıl bile suça hizmet eder hale geliyor.
Toplumsal fren sistemi bozuldu
Artık kimse bedel ödemek istemiyor.
Bir yolsuzluğu görüp susan memur, bir adaletsizliği duyup geçiştiren yurttaş, bir gazeteciyi yalnız bırakan toplum…
Herkes kendi konfor alanında.
Ama unutulmasın:
Vicdan susarsa, akıl tiranlaşır.
Bu ülkenin asıl ihtiyacı yeni yasalar, yeni sloganlar, yeni yüzler değil.
Bu ülkenin ihtiyacı yeniden çalışan bir vicdan mekanizmasıdır.
Vicdanı olmayan akıl, sadece suçu meşrulaştırır.
Ve bugün Türkiye’de yaşadığımız tam da budur.
Son söz:
Bir ülke en yüksek binalarıyla değil, en adil kararlarıyla gurur duyar.
Bir toplum en akıllı projeleriyle değil, en temiz vicdanlarıyla ayakta kalır.
O yüzden artık yeni bir yasa değil, yeni bir vicdan zamanı...
Çünkü vicdan, aklın el frenidir.
Ve o fren tutulmazsa, hepimiz aynı uçuruma yuvarlanacağız.
Ülkemizde son günlerde devam eden özellikle de belediyelere yönelik operasyonlar sonucu yapılan yargılamalarda ne yazık ki ne akıl ne de vicdan görünmez kılındı.
Artık bir tedbir olmaktan çıkıp, cezaya dönüşen tutukluluk hallerinin ne akılla ne vicdanla ne de hukuk kurallarıyla izahı mümkün değil.
Daha da önemlisi var olan sağlık sorunları nedeniyle cezaevi koşullarında bulundurulmaları ölümcül riskler taşıyan tutukluların bile ısrarla salıverilmemeleri hukuksuzluğun ötesinde tam da bir insanlık suçudur.
Tarihin hiçbir döneminde yargı bu denli siyasallaşmadığı gibi tarihin hiçbir döneminde siyaset de bu denli kirlenmemiş, çürümemişti.
Kişisel çıkarları için seçmenini satan, halkına ihanet eden, suç dosyalarından kurtulmak için iktidara yanaşan kişilere siyasetçi denemez. Bunun adı hırsızlık, yolsuzluk, yoksunluktur.
Onurunu, gururunu hiçe sayıp, siyaset pazarında satışa çıkarılan kişiye akıl ne yapsın, vicdan neylesin?
Aklınıza da vicdanınıza da sahip çıkın, yoksa onurunuz da itibarınız da yerlerde sürünür.
AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 17.02.2026/BODRUM
Yorumlar
Kalan Karakter: