“Bir kenti kaybetmek, aslında bir zamanı kaybetmektir.”
Bodrum’u tanıyan herkes bilir; burası sadece bir yer değil, bir yaşam biçimidir. Güneşin her sabah Ege’nin maviliğiyle buluştuğu, sokaklarında deniz kokusu dolaşan, insanlarının birbirine “günaydın” demekten usanmadığı bir kasabaydı burası.
Bir zamanlar, zamanın ağır aktığı, herkesin birbirini tanıdığı, dost sofralarının hiç eksik olmadığı bir yerdi Bodrum. Şimdi o günleri hatırlayınca, “Kayıp Şehir” demekten kendimi alamıyorum.
Bugün Bodrum hâlâ güzel, hâlâ büyüleyici. Ama artık başka bir güzellik bu. Işıltılı ama yorgun, gösterişli ama sığ… Yarımadanın ruhunu, o eski içtenliğini korumak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. İşte “Kayıp Şehir Bodrum” adını verdiğim kitabımda, tam da bu dönüşümü anlatmaya çalışıyorum.
Bir yandan geçmişin Bodrum’una özlemle bakarken, diğer yandan bugünün hızlı, gürültülü, kimliksizleşen yaşamına tanıklık ediyorum.
Gazetecilik yıllarım boyunca Bodrum’un hikâyesini yazdım; haberlerle, röportajlarla, tanıklıklarla… Ama bu kitap, bir haber metni değil. Daha çok bir iç dökümü, bir hesaplaşma. Çünkü bir kenti kaybetmek sadece taşını toprağını değil, insanını, değerini, hafızasını da kaybetmektir.
Bir zamanlar balıkçılar sabahın erken saatinde denize açılır, akşam olunca sahildeki kahvelerde hikâyelerini anlatırdı.
Sanatçılar, yazarlar, düşünürler buraya sığınır, sessizliğin içinde üretmenin tadını çıkarırdı.
Bugün o kahvelerin yerinde zincir kahveciler var; o balıkçı teknelerinin yerine yatlar dizilmiş durumda.
Ve o sessizlik? Artık sadece anı kitaplarında var.
“Kayıp Şehir Bodrum”da anlattıklarım sadece nostalji değil. Çünkü ben geçmişe ağıt yakan biri değilim. Asıl derdim, bugünü anlamak, bugünün Bodrum’unu tanımlamak.
Ne oldu da bu kadar hızla değiştik?
Ne zaman doğayı değil arsayı, komşuluğu değil çıkarı, sanatı değil şovu önemser olduk?
Bu sorular kitabın her satırında yankılanıyor.
Bir Dönemin Ruhu
Bodrum’un kaybolan ruhu, aslında Türkiye’nin son otuz yıldaki değişiminin küçük bir özeti gibi.
Küreselleşmenin, kentleşmenin, tüketim kültürünün en çıplak yüzünü burada görmek mümkün.
Ama Bodrum hâlâ direnen bir yer.
Hâlâ arka sokaklarında yaşlı balıkçılar, eski Bodrumlular, her şeye rağmen o ruhu yaşatmaya çalışan insanlar var.
Ben de onların hikâyelerini yazdım.
Bir yandan denemeler aracılığıyla içsel bir yolculuğa çıkarken, diğer yandan bir bellek çalışması yaptım.
Çünkü yazmak bazen sahip çıkmaktır.
Bir kente, bir zamana, bir duygunun izine sahip çıkmak…
Bu kitap, bir kentin kimliğini, bir insanın aidiyetini, bir dönemin özlemini satır satır hatırlatıyor. Bizi yaşadığımız kentle hesaplaşmaya götürüyor.
Üstelik de kim haklı, kim haksız ayırımı yapmadan.
Kayıp Şehir’i Ararken
Bodrum artık eski Bodrum değil, evet.
Ama belki de mesele, onu olduğu gibi sevebilmekte.
Kayıp Şehir, tamamen kaybolmuş değil. Hâlâ bir yerlerde, bir sokağın köşesinde, sabah kahvesinde, denize bakan bir gözde yaşıyor.
Onu yeniden bulmak için biraz yavaşlamak, biraz içimizi dinlemek yeterli.
Ben bu kitabı yazarken geçmişe dönmek istemedim; sadece geçmişle bugün arasında bir köprü kurmak istedim.
Çünkü biliyorum, Bodrum’un hikâyesi bitmedi.
Her kaybın içinde bir hatırlayış, her hatırlayışta bir umut vardır.
Belki bir gün yeniden o eski Bodrum’un ruhu, bugünün kalabalığı içinde filiz verir.
Belki bir gün, bu şehir yeniden kendi hikâyesine döner.
“Kayıp Şehir Bodrum”, bir yazarın yaşadığı yere duyduğu sevginin, sitemin ve umudun kitabı.
Bu denemelerde kendi çocukluğumu, kendi kentime duyduğum özlemi de bulacaksınız. Çünkü aslında hepimizin içinde bir “kayıp şehir” var.
Ve belki de bu kitap, sadece Bodrum’u değil, o kayıp şehirleri bulmak isteyen herkese küçük bir pusula olur.
Çünkü bir kentin ruhu ölmez; sadece unutulur.
Hatırlamak ise bizim elimizde.
Son hazırlıklarını yaptığım üç dosyanın kitap olarak okurla buluşmasını ben de merak ve heyecanla bekliyorum. Her zaman söylediğim gibi “yazmak her gün yeniden doğmaktır.”
Kuşkusuz kimi doğumlar sancılı oluyor.
Şu geride kalan kısa ömrümüzde ne varsa dağarcığımızda, onu geniş yığınlarla paylaşabilmek geçmişten geleceğe köprü olabilmek tek derdimiz.
Geçen ömrümüz de hep ülke sorunlarına, gelecek kaygılarına, umudu canlı tutabilme telaş ve çabalarına dertlenmekle geçmedi mi?
Bir sahil kasabasında, bir dağ köyünde, orman içinde bir yerlerde ya da kendinizi yalnız hissettiğiniz kalabalık bir kentte keyifle okuyacağınız bir kitap olsun istedim.
Silivri’de duruşmalar devam eder, Migros işçileri direnir, emekliler yoksulluğa isyan ederken bizim elimizden gelen de yazmak.
Özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesi verenlere selam olsun.
AYHAN ONGUN (Gazeteci-Yazar) 1 Şubat 2026/BODRUM
Yorumlar
Kalan Karakter: